Doğrular ve Yanlışlar etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
Doğrular ve Yanlışlar etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

16 Mayıs 2008 Cuma

Boşanmaya gerçekten hazır mısınız?

by Bruce Derman, Wendy Gregson
Çeviren: Şamil DEMİR

İkilem içerisindesiniz. Belki de kalmaya ya da gitmeye karar veren taraf olacaksınız. Peki buna nasıl emin olabilirsiniz. Bazı günler kendinizi daha emin hissediyorsunuz bazen değil. Bir parçanız onu hala seviyor ya da önemsiyor. Hadi hata ediyorsanız? Verdiğiniz kararlar birçok insan etkilenecek. Belki de acele ediyorsunuzdur. Çok uzun zamandır boşanmayı düşünmeme rağmen, sadece davranışlarını değiştirse boşanmak aklıma bile gelmez diyor musunuz…?

Peki boşanmak istediğinizi duyduğu an duyacaklarınız… Boşanmak? Bu da nerden çıktı? Daha iki hafta önce tatile gitmekten bahsetmiyor muyduk? Evliliğimizin boşanmak isteyecek kadar berbat olduğunu düşünmüyordum. Şok oldum, kahroldum. Bunu durduracak bir yol bulmalıyım. Belki de bu sadece bir rüyadır ve uyandığımda hepsi sona erecek…

Boşanma hakkındaki birçok yazı ve makale her iki tarafın da boşanmaya hazır bir şekilde boşanma sürecine başladığı varsayımıyla yazılır. Ama deneyimli uzmanlar bilirler ki aslında boşanma sürecine başlayan çiftlerden en azından biri veya ikisi de boşanmaya hazır değillerdir. Boşanmayla değişik açılardan ilgilenen profesyoneller (terapistler, avukatlar, arabulucular) “benim onunla artık işim olmaz”, “ona karşı duygularım öldü” gibi sözleri gösterge olarak kabul edip süreci başlatırlar. Ama bu sözler yeterli bir gösterge olamaz.

Boşanmaya girişen çiftlerin neredeyse hepsi boşanmaya hazırlıksızdırlar. Hatta boşanmaya hazır olmak açısından aynı aşamada bile değillerdir. Hazırlıksız ve zamanından önce başlanan boşanma süreci, kötü bir çekişme ve yarışma sürecinin yaşanmasına sebep olacaktır. Boşanma kararı bir insanın hayatını yıllarca ve hatta bir ömür boyu etkileyecek sonuçları olan bir karardır. Böylesine önemli bir karar verilirken, çiftin ve profesyonellerin “genellikle gösterildiğinden” daha büyük bir dikkat gösterilmesini gerekir. Eğer taraflar boşanmanın aynı aşamasındalar iseler, boşanmaya hazırlanmışlar ve sürece bu şekilde başlayacaklarsa, böylelikle süreci insafsızlaştıran birçok mali ve duygusal mücadeleyi de en başında ortadan kaldırmış olacaklardır.

İnsanların boşanmaya hazır olup olmadıklarını neredeyse hiç düşünmemelerinin sebebi, yakın zamanda bu stresli durumdan kurtulmuş olacakları varsayımıyla hareket etmeleridir. Toplumdaki genel kanı, zor evlilikleri olan ve boşanmak isteyen çiftlerin bunu mümkün olduğunca çabuk gerçekleştirip biran önce hayatlarına dönmeleri gerektiği yönündedir. Bu yaklaşım aileler ve arkadaşlar tarafından da desteklenir. Ama maalesef birçok durumda bunun tam tersi gerçekleşir. Boşanmaya acelece karar verenlerin duyguları, düşünceleri ve seçenekleri değerlendirecek zamanları yoktur. Sonuçta, duygusal gelgitlere hazır olmadan hayatlarını büyük ölçüde etkileyecek karmaşık yasal kararlar vermek zorunda kalacaklardır. Çoğunlukla ayakta tutamayacakları anlaşmalara imza atacaklar, durumu daha iyiye götürmek yerine yeni sorunlara yol açtıklarını fark edeceklerdir. Bu durumda, işlerin çoğunlukla arapsaçına dönmesi, kısa sürmesi beklenirken yıllar süren mahkeme süreci, hiç de sürpriz olmayacaktır.

Durumun bu şekilde sonuçlanmaması için çiftlerin yaşadıkları ikilemlerle yüzleşmeleri gerekir. İkilemler aslında ikisi de sizin için sakıncalı olan iki seçenekle baş başa olduğunuzun göstergesidir. Eğer insanlar ikilemlerini boşanmadan önce çözmezlerse, yönetmeleri gereken zorlu bir sürece gireceklerdir. Çiftler boşanma sürecine başladıklarında ve hatta bunu düşündüklerinde öncelikle ikilemlerini tanımlamaları gerekecektir.

Alıntı Yeri: Mediate.com

Gelecek yazı: Üç Adet Boşanma İkilemi

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Olumsuz İnsanlarla Nasıl Baş Edilir?

Psikiyatrist Dr. Mark Lauderdale makalesinde bu soruya yanıt veriyor. Makalesinden dikkat çeken bir bölümü sizlere aktaracağım:

Hiç her şeyden şikâyet eden insanlarla çalıştınız mı? Onlara yararlı tavsiyelerde bulunduğunuzda konuyu kapatarak bu tavsiyelerin neden işe yaramayacağına ilişkin düzinelerce sebep bulan ya da direkt olarak “bunu zaten denemiştim” diyerek önerinizi reddeden…

Bu tür olumsuz insanlarla nasıl başarılı olabilirsiniz?

Dokuz yaşındaki kızından yüksek sesle ve acı acı şikayet eden bekar bir anneyle çalıştım. Kızının başa çıkılması zor birisi olduğu doğruydu ancak anne, bu duruma çözüm bulmaktansa, olanların ne kadar kötü şeyler olduklarını “anlatmakla” daha çok ilgileniyordu.

Burnundan soluyarak şu umutsuz ve kızgın cümleleri söylüyordu, “onunla baş edemiyorum, beni dinlemiyor / dinlemeyecek” Ayrıca, kızını tekrar babasıyla yaşamak üzere göndermek “tamamen kabul edilemez” di ve onu sosyal hizmetlere vermek de "düşünülemez" di.

Bahsettiğim bu durum ben ve meslektaşlarım için umut kırıcı olabilir… ama siz de “anlamayan” ve “yardım etmeyen” kişiler ordusuna katılırsanız, şikayetçi kadının şikayet edeceği DAHA ÇOK şey olacaktır.

Bu tür insanlarla yüzleştikçe insanların temel kişiliklerini değiştiremeyeceğimin farkına varmıştım. Yıllarca negatif bir hayat yaşamış ve yıllarca hayatın kurbanı olmuş (ya da bu rolü benimsemiş) bir kişi benimle yapacağı birkaç kısa görüşmeyle bunu bir kenara bırakmayacaktı. Aynı, bir nehri canla başla çalışarak durduramayacağınız, akmasından kendinizi korunamayacağınız gibi…

Bu yüzden, akıntıyla BİRLİKTE gittim ve şikâyetlerini dinledim. Kızının problem yaratan tüm davranışlarıyla ilgili BÜTÜN şikâyetleri dikkatli ve özenli bir şekilde dinledim. Hislerini anlamaya çalıştım, ona direkt olarak önerilerde bulunmak yerine, kızının davranışlarına karşı verdiği tepkileri tarif etmesini istedim ve ayrıntılıları vermesi için sorular sordum.

Anne, kızının sürekli olarak söylediği şeyleri yapmayı ya ihmal ettiğini ya da açıkça reddettiğini söyledi… Anne nasıl sinirlendiğini, hayal kırıklığına uğrayıp vazgeçtiğini açıkladı. İçinde bulunduğu bu yaklaşımın işe yaramadığı konusunda o da hemfikirdi.

İşte bu noktada benim için bir çözüm önermek çok kolay olurdu fakat, ben yaptığımı sürdürdüm. Sorunlarıyla aylarca ve hatta YILLARCA bu şekilde yüzleşmiş bir inanın, birden bire tersine dönmesini bekleyemezdim.

Bense ona DAHA ÇOK ŞİKÂYET etmesi için fırsat verdim. Bu tam da onun istediği şeydi. Bunun üzerine yüzünde acılı bir ifade geliştirerek mutsuz geleceğini gözünün önüne getirerek anlatmaya devam etti.

ŞİMDİ…(Artık dümeni çeviriyordum); Bu onun, içinde bulunduğu rahatsız durumdan kaçabilmesine izin vermek için yaratılmış, şu anahtar sorunun sorulmasıyla mümkündü: "Peki bütün olayların böyle olmasındansa nasıl olmasını isterdin?"

Soru karşısında, motive olmuştu. Genel amacı sempati çekmek olan annedeki, pozitif bir amaç için düşünme açlığı, geçici olarak ağır basmıştı. Bana güzel davranışları olan ve sahip olmak istediği çocuğu, olmak istediği pozitif ve etkili annenin nasıl olmasını istediğini tarif etti.

Bunu yapmak için ona yardım etmemi isteyip istemediğini sorduğumda “evet” dedi. Anne birkaç dakikada içinde, bulunduğu o berbat durumundan şikâyet eden pozisyonundan, geleceği hakkında pozitif vizyonu olan, bazı şeyleri değişmeye eğilimli kişiye dönüşmüştü.

Bu yaklaşımı birçok zor kişi ve problemde, iyi ilişkiler kurmak için başarıyla kullandım.

Daha fazlasını ingilizce okumak için tıklayınız…


08 Mayıs 2008 Perşembe

Değişik Düşüncelere İzin Verin

Müzakerelerin çözümsüzlükle ya da istenen kalitede çözümlerle sonuçlanamamasının başlıca sebepleriden birisi de değişik fikirlere ve seslere kapalı olmaktır. Klasik olarak taraflar hep pozisyonlarını koruma ve geliştirme kaygısı taşıdıklarından, daha önce tasarladıkları düşünceler kalıbının biraz olsun dışına çıkan yeni fikirler, belki de çözüm için en elverişli fikir olmasına rağmen sertçe muhalefete uğrarlar. Bu kazan kazan yaklaşımını benimseyen müzakerelecilerin yapacağı en büyük müzakere hatalarındandır. Kazan kazan yaklaşımını benimsemeyen herhangi bir tarafın varlığında ise beklenen bir tepkidir.


Gerçekten çözüm üretmeyi amaçlayan ve üzerinde durulması beklenen bir düşünceye yapılacak bu tür eleştiriler müzakerenin kısır ve pozisyonlar üzerinden devam etmesine, yüzeysel ve tarafları tatmin etmeyen çözümler bulunmasına neden olacaktır. Ama taraflar yaptıkları konuşmalarda fikirler biriktirirken, birbirlerini eleştirmemeyi ve böylece yeni düşüncelerin doğmasına elverişli bir ortamı sağlamayı benimsediklerinde, pozisyonel müzakere çıkmazından çıkılarak ilgiler doğrultusunda yeni ve uygulanabilir çözümlerin üretilmesi mümkün olabilecektir.


25 Nisan 2008 Cuma

Problem / Çözüm Odaklı Arabuluculuk

Problem çözümündeki yaklaşımımız, sonuçtaki başarıyı etkileyeceği gibi, varılan anlaşmanın uygulanabilirliğini de etkileyecektir. Üretilen çözümün başlı başına yeni bir probleme sebep olmaması ve tarafların üretilen çözümü benimsemesi tamamen çözüm tarzı ve çözüme olan yaklaşımla ilgilidir. Bu nedenle problem odaklı ya da çözüm odaklı arabuluculuğun farkını iyi anlamak gerekir. “Problem odaklı” arabuluculuk, hatalı olan arabuluculuk yöntemidir. Arabuluculuğun başarısı “Çözüm odaklı” olmasına bağlıdır.

Problem Odaklı Arabuluculuk

1-Arabuluculuk “geçmiş” ve “şimdiki zaman” odaklıdır.
2-Müzakereler tarafların neyi istemediğiyle ilgilidir.
3-Çatışmaya odaklanılır: çatışmanın keşfedilmesi ve analiz edilmesi söz konusudur.
4-Müzakereler ortak noktalar ve imkânsızlıklarla ilgilidir.
5-Taraflar çözüm konusunda isteksiz ve direngen olabilirler.
6-Arabulucu taraflara tavsiyelerde bulunur. Çünkü o uzmandır.
7- Değişiklik teorilerini arabulucular ileri sürer.
8-Taraflar olaylarla ilgili yorumlar yaparlar.
9-Arabuluculuk uzun sürer.
10-Sonucu arabulucu bildirir.
11-Arabuluculuğun başarısı bir çözüm bulunup bulunamaması ile ölçülür.

Çözüm Odaklı Arabuluculuk

1-Arabuluculuk “gelecek” odaklıdır.
2-Müzakereler tarafların çatışma yaşamak yerine ne yapmak istedikleriyle ilgilidir.
3-Beklentilere odaklanılır: beklentilerin keşfedilmesi ve analiz edilmesi söz konusudur.
4-Müzakereler farklılıklar ve olasılıklarla ilgilidir.
5-Taraflar çözüm için isteklidir.
6-Arabulucu sorular sorar çünkü uyuşmazlığın tarafları onun uzmanlarıdır. Arabulucunun tutumu “bilmemek” üzerine kuruludur. Sürece bir adım geriden liderlik eder.
7-Değişiklik teorilerini taraflar taraflar ileri sürer.
8-Taraflar birbirlerini bilgilendirirler, onaylarlar ve çözüm önerileri sunarlar.
9-Arabuluculuk süreci değişkendir ve çoğunlukla kısa sürer.
10-Sonucu taraflar bildirir.
11-Arabuluculuğun başarısı ilgilerin karşılanmasıyla ölçülür. Çatışmanın temelindeki ilgilere ulaşılması bazen bir sorunun çözülmesinden önemli ve daha iyidir.

12 Nisan 2008 Cumartesi

Mediatör mü diyelim Arabulucu mu?

Mediatör ve mediatörlükle bizi ilk kez Deniz Kite tanıştırdı. Kendisi "ben Avusturya’da eğitim almış bir mediatörüm" diyordu.

Mediatör ya da İngilizce yazılışıyla mediator (midiyeytı:) arabuluculuk mesleğinin dünyada kabul görmüş adı. İngilizce, Almanca, ve Fransızda ve birçok dilde bu şekilde yazılmaktadır. Ama Türkçeleşmesinde sorunlar vardır. Kelimeyle ilk karşılaşanlar anlamı konusunda hemen fikir sahibi olamamaktalar. Ayrıca meditasyon, medya gibi başka iş ve olguları da çağrıştırmakta, okunması ve ifade edilmesinde de zorluklar yaşanmaktadır.

Eğer mediatör ve mediasyon’un Türkçe’ de karşılıkları olabilecek kelimeler olmasaydı bunları kullanmaya kimsenin diyeceği bir şey olamazdı. Ancak, bana kalırsa arabulucu ve arabuluculuk gibi duru Türkçe iki kelime bu alandaki bütün ihtiyacı karşılamaya yeterlidir. Bizi mediasyon terimiyle tanıştıran Sn. Deniz Kite' ye neden arabuluculuk değil diye sorulduğunda “arabulucuyum dersem yanlış anlaşılır” diyordu. Ama böyle bir kaygıya gerek olmadığını düşünüyorum. Şimdiye kadar mediatör ve mediasyon şeklinde ifade edilen kurumsal yapı ve sıfatların zamanla arabulucu ve arabuluculuğa dönüşeceğine inanıyorum.

Bunun en kuvvetli göstergesi de arabuluculuğu meslek haline getirecek “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı”dır. Kanun tasarısının bu şekilde düzenlenmesi bu işi yapana “arabulucu” mesleğin adına da “arabuluculuk” deneceği yönünde resmi bir tercihin yapılmış olduğu anlamına geliyor. Eğitim aldıktan sonra “arabuluculuk yetki belgesi” almış hiç kimse kendisine mediatör demeyecektir…

09 Nisan 2008 Çarşamba

Arabuluculukta sözün bittiği yer!

Gördüğüm bu reklam; yabancılar arabuluculuk işini gerçekten iyi biliyorlar, onlardan öğrenmemiz gereken çok şey var şeklindeki inancımın sarsılmasına neden oldu. Bu reklam çok şey anlatıyordu...